Turkish - Russian relations in historical perspective and in the new security environment: An approach referenced to nato enlargement

Küçük Resim Yok
Tarih
1999
Yazarlar
Bakar, İhsan
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Volume Title
Yayıncı
Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Özet
Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile birlikte, Türkiye Cumhuriyeti kendisini büyük bir güven boşluğunun ve "stratejik önem" tartışmasının içerisinde buldu. Soğuk Savaş boyunca Sovyet yayılmacılığına karşı Batı'nın ileri karakolu fonksiyonunu üstlenmiş olan Türkiye, artık bu önemini yitiriyor muydu? Uğruna binlerce evladını Kore'de feda etmeyi göze alacak kadar önem ve değer atfettiği NATO'nun güvenlik şemsiyesi, artık kapanıyor muydu? Batı "kullanma süresi bitmiş" edası ile Türkiye'yi bir köşeye atacak ve ilgisini esirgeyecek miydi? Ve nihayet, cadı kazanını andıran coğrafyasında Türkiye, terrörizm, fundemantalist saldırılar, ayrılıkçılık, risk ve belirsizlik gibi Soğuk Savaş sonrası dünyanın temel sorunları ile başbaşa mı bırakılıyordu? Bu güven bunalımı ve yalnızlık pisikolojisi öyle boyutlara ulaştı ki, Türkiye, ekonomik getirilerinin yanında, bu bunalımdan kurtulmak ve bölgede istikrarı sağlamak için, Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) örgütünün kurulmasında öncülük görevini üslenmeyi bir çözüm yolu olarak gördü.Ancak bu endişe ve öngörülerin hiçbiri gerçekleşmedi. Çünkü, Türkiye'nin imdadına, yine hem dert kaynağı hem de zenginlik nedeni olan jeopolitik konumu yetişti. NATO'nun Soğuk Savaş sonrasında değişen ve risk ve belirsizlik kavramını esas alan yeni stratejik konsepti içerisinde; biri, Doğu Avrupa'dan başlayarak Rusya üzerinden Asya'ya uzanan, ve diğeri, Kuzey Afrika üzerinden Orta Doğu ve Türkiye'yi de içine alarak Kafkaslar'a uzanan belirsizlik ve istikrarsızlık yaylarının tam merkezinde kalan Türkiye, önemi Soğuk Savaş dönemine göre bir kat daha artmış olarak ortaya çıktı. Balkanlar'da 1990'lı yılların başından itibaren meydana gelen gelişmeler ve Orta Asya'daki 200 milyar varillik Hazar petrolleri ve doğal gaz kaynakları, ve bu kaynaklara hakim bağımsızlığını yeni kazanmış Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin üzerindeki Türk nüfuzu, Türkiye'yi bölgede vazgeçilmez bir stratejik ortak haline getirdi. İşte bu durum, Türkiye'de en yetkili ağızlarca "Adriyatik'ten Çin Seddine Türk dünyası ve Türk nüfuz alanı" sözleri ile dile getirildi. Böylece Türkiye, korkulanın aksine, elinde birçok stratejik kozu bulunduran bir bölgesel güç olma yoluna girmiş bulunuyordu.Ortaya çıkan bu yeni konjonktür, herkesten çok, büyük bir imparatorluktan nispeten sınırlı ve küçük bir devlet haline dönüşmüş olmanın sıkıntılarını ve psikolojisini yaşayan Rusya'yı rahatsız etti. Çünkü, en üst seviyeden ifade edilen Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan bu bölge Rusların tarihi nüfuz bölgelerini, ve 1993 tarihli Rus Askeri Doktrini'nde ifade edildiği gibi "arka bahçelerini", yani Kafkasları kapsıyordu. Ve bu rahatsızlığa Stratejik değere sahip Hazar petrollerinin hangi yoldan dünya pazarlarına ulaştırılacağı mücadelesi eklenince, Soğuk Savaş döneminde karşılıklı sinir harbi şeklinde cereyan eden mücadele, 19. Yüzyılda İngiltere ile Rusya arasındaki mücadeleye benzer şekilde "Büyük Oyun"a dönüştü. Bu "Büyük Oyun"dan galip çıkabilmek için, Türkiye'nin çok hassas ve dengeleri kollayan bir politika izlemesi gerekmektedir. Bu bağlamda, önceleri Kafkasları Ruya'nın "arka bahçe"si olarak gören Amerika Birleşik Devletleri 1997 Baharından itibaren politika değiştirerek, Kafkasları ABD'nin hayati çıkarlarının bulunduğu bölge olarak tanımlamaya ve Hazar Petrollerinin dünya pazarlarına ulaştırılmasında Bakü-Ceyhan seçeneğini resmi olarak desteklemeye başladı. Açıkça ifade ettiği diğer bir gerçek ise Türkiye'yi Kafkaslarda stratejik ortak olarak gördüğü idi. Bu durum Türkiye'nin Rusya karşısındaki durumunu güçlendiren önemli bir gelişme oldu.Soğuk Savaş sonrasında Türkiye ile Rusya arasındaki mücadelenin kızışmasına yardımcı olan diğer önemli bir unsur, NATO'nun 1994'ten itibaren karara bağladığı "Genişleme " stratejisi oldu. NATO doğuya doğru genişleyecek ve Rusya'yı, Soğuk Savaş dönemindeki "çevreleme" politikasına benzer şekilde kıskaca alacaktı. Bu gelişme, Rusya'nın çok büyük tepkisini çekti ve tekrar Soğuk Savaş dönemine dönme tehditlerine ve Rusya'nın dünyayı tekrar bloklaşmaya götürebilecek, Çin, Hindistan, İran ve Ermenistan gibi ülkelerle bir takım stratejik işbirliği ve itifak arayışlarına neden oldu. Hatta Rusya, NATO'nun bu stratejisinin bir parçası olarak gördüğü ve de nüfuz alanı konusundaki mücadelesinden de dolayı, Türkiye'yi direkt tehdit edecek tarzda ülkeyi bölmeyi içeren PKK yanlısı stratejiler benimsedi. Nitekim 1998 Temmuzundan itibaren Suriye'den çıkarak Rusya'ya giden terörist başı APO'nun Rusya'da gördüğü himaye, ve Moskova yakınlarındaki terörist eğitim kampı ve Kürt evi bu stratejinin sonraki yansımaları niteleğinde idi. Bu stratejinin diğer bir kolu ise Türkiye etrafında oluşturulmak istenen "Ortodoks Çevreleme" politikasıdır. Kosova krizi konusunda Rusya ve Yunanistan'nın takındıkları tavır, ve Rusya'nın büyük krize neden olan S-300 füze bataryalarını Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne ısrarla teslim etmeyi isteyerek, Türkiye'yi doğrudan suçlaması ile adadaki işgalci kuvvetlerden bahsetmesi ise, Rus stratejisinin diğer yansımalarıdır.Tarih ders alınacak en güzel kaynaktır. Tarihsel süreç, yönetimde hangi rejim bulunursa bulunsun, Rusya'nın yüzyıllar boyunca hiç değişmediğini ve "sıcak denizlere inme" diye özetlenebilecek tarihi ihtiraslarını her fırsatta gerçeklemeye çalıştığını gösteriyor. Ve yine tarihi tecrübe, Rusya'nın Batılı büyük devletler tarafından Avrupa'dan ve Balkanlar'dan her atıldığında ve doğuya sürüldüğünde, Rusların bir süre sonra doğuda güçlenerak tekrar batıya ve yaşamsal çıkarlarının bulunduğuna inandıkları Balkanlara döndükleri, ve bu her geri dönüş sonrasında Boğazlar ve Anadolu toprakları üzerinde Rus taleplerinin ortaya çıktığı görülüyor. Tamamı ile Türk devletinin Ruslara karşı hayatta kalabilme mücadelesi şeklinde geçmiş bulunan Ondokuzuncu yüzyıl ile, Yirminci yüzyılda meydana gelen olaylar gözönüne alınarak yapılan Türk-Rus mücadelesi için mukayeseli bir araştırma, sürekli birbirine benzer gelişmelerin meydana geldiğini göstermekte ve yaşananlardan pek ders alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, 1856 Paris Anlaşması ile ortaya çıkan konjonktür ile, Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan konjonktür birbirine çok benzemektedir. Paris Anlaşması'ndan sonra doğuya sürülen Rusya'nın 20 yıl gibi kısa bir süre sonra tekrar Batıya döndüğünü, ve Avrupa'daki çekişmelerden ve oluşan dengelerden yararlanarak, 1877-1878 Türk-Rus harbi ile Osmanlı Devleti'ne en ağır yenilgiyi tattırdığını ve devleti parçalama aşamasına getirdiğini görüyoruz. O nedenle, NATO'nun doğuya genişlemesi Rusya'nın tekrar geri dönmesini olanaksız hale getirecek fırsatlar sunarken, Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan konjonktür ise Türkiye'nin bir bölgesel güç olmasını sağlayacak stratejik avantajlar doğurmaktadır. Bu çalışmanın amacı, ondokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda meydan gelen olaylar arasındaki şaşırtıcı benzerliği ortaya koyarak benzer hatalara düşülmesini önlemek ve NATO'nun doğuya genişlemesi ve Soğuk Savaş sonrası konjonktür ile su yüzüne çıkan fırsatların değerlendirilmesi mevzuunda perspektif verebilmektir.ABSTRACTWith the end of the Cold War, Turkish Republic found itself at the center of such debates as a great security vacuum and "strategic significance". Was Turkey, which functioned for years as the forward post for the western interests against the Soviet expansionism during the Cold War, losing its significance any more? Was the NATO's security umbrella, to which Turkey attached so great importance that it even sacrificed thosands of Turkish troops in Korean War in 1950, pursing up now? Would the West put Turkey aside and treat it in such a manner that "its expiry date had come", and also refrain from granting its concern on Turkey? And finally, would the West leave Turkey alone with such questions of the post Cold War world as terrorism, fundamentalist attacks, apartheid, risks and instability in geography of turmoil? This security crisis and the psychology of loneliness reached to such a degree that, Turkey regarded the leading role in foundation of organisation of the Black Sea Cooperation (BSC) as the sole solution to its problems. None of these worries and considerations, however, came true, because Turkey's geopolitic position, which has always become the matter of either prosperity or cause of questions for Turkey, came to its help this time. Within NATO's new strategic concept renewed after the end of the Cold War, which considered the concepts of risk and instability as its principles to NATO's worldwide policy, Turkey remained at just the center of two arcs of uncertainities, the first of which extended from Eastern Europe to Asia through Russia, and the later of which extended from Sothern Europe and the Balkans to the Caucasus through the Northern Africa, the Middle East and Turkey. Thus, Turkey appeared in the world scene as its significance increased twofold comparing to that during the Cold War. The developments in the Balkans beginning from early 1990s, 200 milliard-barrel oil reserves and natural gas resources in the Central Asia, and the Turkish influence over the newly independent Turkic republics made Turkey the inrelinquishable strategic partner in the region. And this situation had been expressed by top-level authorities in Turkey by, "the Turkic world and Turkish zone of influence from the Adriatic up to Chinese great Wall". And Turkey turned out to be a regional power, which gets hold of many strategic trumps at hand, in contrast to what was anticipated in the beginning.This new conjecture, which has emerged following the end of the Cold War, rose greater unrest in Russia than in any other state, which was experiencing the difficulties and psychology of a state having shrinked from a huge empire to a relatively small and slight restricted power, because the zone, which had been described by top autorities in Turkey as the Turkish zone of influence, also involved the Russian ancient sphere of influence and the Caucasus, the Russian "near abroad", as defined in the new Russian military doctrine in 1993. And when the struggle on through which route the strategically significant Caspian oil will be transported to the world markets, is to be added to this unrest in Russia, the fight between Russia and Turkey, which took place in a form of "mutual war of nerves" during the Cold War, has been transformed into a contention similar to "the Great Game" between Russia and Great Britain in the nineteenth century. Turkey needs to pursue a very delicate and balance monitoring policy against Russia, in order to accomplish becoming winner in this new "Great Game" in twentieth century. In this regard, the US, which initially regarded the Caucasus as the Russian "near abroad", changed its policy starting from 1997 Spring and began stating that the Caucasus was also the region, where the American vital interests laid and has also given start to a direct support the Bakü-Ceyhan alternative as from this date. Another American confession was that they deemed Turkey as their strategic partner in the Caucasus, which mostly enhanced Turkey's position in its struggle against Russia.Another reason contributing to the increase in tension between Turkey and Russia after the end of the Cold War had been the NATO's eastward enlargement strategy, which was resolved in 1994 Brussel Summit. NATO would expand eastward and contain Russia in such a fashion similar to the "policy of containment" during the Cold War years. These developments called for great reactions from Russia, and caused some Russian searches of strategic alliance and cooperation with such states as China, India and Iran. In fact, Russia saw Turkey as a crucial part of this NATO strategy and adopted PKK prone strategies, as a response to Turkey's increasing influence in the Caucasus and its contribution to Chechnya, which aimed to divide the state's integration. As a matter of fact, the Russian protection to terrorist leader APO in Moscow after it had been forced to abandon Syria in July 1998, terrorist training camps near Moscow and Kurdish House in Moscow were all the reflections of the Russian policy against Turkey. Another branch of this strategy was the "Orthodox containment" around Turkey. The Russian and Greek policy in Kosovo crisis, and Russian insistence on delivery of S-300 missiles to Southern Cyprus, by accusing Turkish forces in Northern Cyprus of being illegal intruders in the island are also the other reflections of this Russian strategy.History is the most correct way of taking lessons. Historical cource indicates that Russia has never changed for centuries, and has always tried to realise its ancient goal of "gaining access to warm seas" in summary, on every occasion, no matter which ideology or regime has been in power in Russia. Again, the historical experiences show that after Russia had been driven eastward by European big powers, Russia has always turned back to the Balkans after a while, where they believed their vital interests existed, by having summed up its strength in the East. It is also seen that Russian demands on Turkish Straits and Anatolia mostly coincide with the Russian return to Europe and to the Balkans from the East. When we carry out a comparative study on the Turko-Russian fight in history, particularly by taking the events in the nineteenth century, which all went by with Turkish struggles of survival against Russians, and developments in twentieth century into consideration, we easily see that very similar events occurred in history, but unfortunately no lessons from the progressing occurences had been taken. In this respect, the conjecture appeared immediately after the Paris Agreement in 1856 mostly resembles to the conjecture, which has come out following the disintegration of the former Soviet Union in early 1990s. Russia turned back to the West and to the Balkans in just 20 years after it had been driven eastward following Paris Agreement. Russia inflicted the greatest losses and defeat on Turks in 1877-1878 Turkish-Russian War, and brought the Ottoman State on the verge of disintegration. For that reason, while NATO's eastward enlargement offeres chances for making Russia's return unlikely, the post Cold War conjecture, on the other hand, bear some strategic advantages, which would provide Turkey to become a regional power in its geography.The aim of this study is, first of all, trying for prevention of repitition of the same failures as in history, by bringing out the bewildering resemblance between the events in nineteenth and twentieth centuries and secondly giving partially perspective on evaluation of the opportunities, having emerged after the end of the Cold War and NATO's eastward expansion strategy.
Açıklama
Anahtar kelimeler
ULUSLARARASI İLİŞKİLER
Alıntı
Koleksiyonlar